Türkiye’de yaşanan trajik bir olay, adalet sisteminin işleyişi konusunda tartışmalara yol açtı. Anayasa Mahkemesi (AYM), boşandığı erkek tarafından şiddet gören bir kadının, aynı kişi tarafından öldürülen babasıyla ilgili yaptığı başvuruda, yaşam hakkı ihlali olmadığına hükmetti.
Olay, 28 Ağustos 2021 tarihinde, eski eşi M.B. tarafından bir kadının alıkonulup darbedilmesi ve ölüm tehditlerine maruz kalmasıyla başlamıştır. Vücudunda darp izleri tespit edilen kadın, başvuruda bulundu. Kolluk kuvvetlerinin hazırladığı rapor, kadının durumunu “çok yüksek risk” olarak değerlendirmiştir. Buna rağmen, savcılık, failin serbest kalması durumunda kadına zarar verebileceğini vurgulayıp tutuklama talep etmesine rağmen, sulh ceza hâkimliği bu talebi reddetti ve M.B.’yi adli kontrol şartıyla serbest bıraktı. Yapılan itirazlar da sonuçsuz kaldı.
Serbest kaldıktan yalnızca iki gün sonra M.B., kadın hedef alarak, eski eşinin babası A.K.’yı “acı çektirmek amacıyla” öldürdü. Bu gelişmenin ardından aile, devletin bu açık riske rağmen gerekli önlemleri almadığını belirterek AYM’ye başvurdu.
Anayasa Mahkemesi, başvuruyu kabul edilebilir bulmasına rağmen, yaşam hakkının ihlal edilmediğine karar verdi. Gerekçeli kararda, kamu makamlarının kadının maruz kaldığı riskin bilincinde olduğu ancak öldürülen baba açısından “gerçek ve yakın bir tehlikenin” öngörülemeyeceği ifade edildi. Ayrıca, failin tutuklanması halinde cinayetin kesin olarak önlenebileceği yönündeki görüşlerin “varsayımsal” olduğu vurgulandı.
Kadının avukatı Banu Çukadar Yılmaz, bu kararı sert bir şekilde eleştirerek, dosyadaki şiddet geçmişinin ve savcılığın tutuklama talebinin önemli bir risk unsuru olduğunu belirtti. Yılmaz, 6284 sayılı Kanun’un şiddet mağdurlarının yakınlarını da koruması gerektiğini hatırlatarak, mahkemenin “öngörülemezlik” gerekçesinin devletin koruma yükümlülüğünü daraltığını ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) içtihatlarıyla çeliştiğini savundu.